<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Makaleler &#8211; Yanık Hukuk ve Arabuluculuk</title>
	<atom:link href="https://www.yanik.av.tr/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yanik.av.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Dec 2022 10:27:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/cropped-favicon-1-1-32x32.png</url>
	<title>Makaleler &#8211; Yanık Hukuk ve Arabuluculuk</title>
	<link>https://www.yanik.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MİRASIN REDDİ</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/mirasin-reddi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=mirasin-reddi</link>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 10:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1324</guid>
				<description><![CDATA[Mirasın reddi Türk Medeni Kanunu’nun 605. maddesi ve devamında düzenlenmiştir. Mirasın reddi, mirasçıya mirası kabul etmeme imkanı sunmaktadır. Ret, mirasçının&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/mirasin-reddi/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="1324" class="elementor elementor-1324" data-elementor-settings="[]">
			<div class="elementor-inner">
				<div class="elementor-section-wrap">
							<section class="elementor-element elementor-element-7e87d75a elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default elementor-section elementor-top-section" data-id="7e87d75a" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
				<div class="elementor-row">
				<div class="elementor-element elementor-element-604d7068 elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column" data-id="604d7068" data-element_type="column">
			<div class="elementor-column-wrap  elementor-element-populated">
					<div class="elementor-widget-wrap">
				<div class="elementor-element elementor-element-5ef111d6 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5ef111d6" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					<div class="elementor-text-editor elementor-clearfix"><p>Mirasın reddi Türk Medeni Kanunu’nun 605. maddesi ve devamında düzenlenmiştir.</p><p>Mirasın reddi, mirasçıya mirası kabul etmeme imkanı sunmaktadır. Ret, mirasçının kendi iradesinden veya kanunundaki bir karineden kaynaklanabilir.</p><p><strong>1) Gerçek Ret</strong></p><p>TMK m.605’e göre mirasçılık sıfatını kazanmış atanmış ve yasal mirasçılar kendi iradeleriyle mirası reddedebilirler. Ancak ret, yalnızca mirasın intikalinden (yani miras bırakanın ölümünden) sonra yapılabilir. Miras intikal etmeden aynı sonuca ulaşmak için mirasçı mirastan feragat sözleşmesi yapabilir.</p><p>Mirasın reddinin yapılabilmesi için bir irade açıklaması yapılmalıdır. Bu irade açıklaması bozucu yenilik doğuran bir irade beyanıdır ve herhangi bir şekle tabi değildir. Yazılı veya sözlü olarak miras bırakanın son yerleşim yeri sulh mahkemesine yapılmalıdır. Ret beyanının içeriği önemli olmayıp, mirası reddetme iradesinin taşıdığının belli olması yeterlidir. Şekle ilişkin kurallara uyulmamış olması da reddi geçersiz kılmaz; ret beyanının TMK M.609’daki şartlara uyması yeterlidir. Bu şartlar: Ret beyanının mirasçılar tarafından sulh mahkemesine yazılı veya sözlü olarak yapılması ve reddin kayıtsız şartsız olmasıdır.</p><p>Maddenin devamında bahsedilen ret beyanının tutanakla tespit edilmesi ve özel kütüğe yazılması hususlarının gerçekleştirilmemiş olması reddin geçerliliğini etkilemez ancak ispatını zorlaştırabilir. Ret beyanında bulunan mirasçı fiil ehliyetine sahip olmalıdır. Ancak ret, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak değildir. Mirasçı, özel yetki verdiği bir temsilcisini kullanabilir. TMK 265’e göre ortak mal rejimine tabi olan evliliklerde eşlerden hiçbiri, ortaklığa girecek mirası diğerinin rızası olmadan reddedemez. Ancak rıza göstermeyen eşin geçerli bir sebebi yoksa veya rıza alınması mümkün değilse sulh mahkemesinde dava açılabilir. Ret, kayıtsız şartsız olmalıdır. Bunun istisnası mirasın sonraki mirasçı lehine reddedilmesidir. Kısmi reddin geçerli olabilmesi için kesirli bir kısmın reddedilmiş olması gerekmektedir. Seçilmiş bir kısmın reddedilmiş olması geçersizlik sebebidir.</p><ol><li><strong>a) Ret Hakkının Düşmesi</strong></li></ol><p>TMK 606’ya göre ret hakkı üç ayın geçmesiyle düşmektedir. Bu üç ayın başlangıcı, yasal mirasçı için miras bırakanın ölümünü öğrenmesiyle, atanmış mirasçı için ise miras bırakanın iradesinin kendilerine resmen bildirilmesiyle başlar. Ayrıca TMK m.615’e göre sulh hakimi önemli sebeplerin varlığı halinde yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış ret sürelerini uzatabilir.</p><p>Mirasçı mirası reddetme süresi dolmadan ölürse ne olur? TMK m.608’e göre ölen mirasçının ret hakkı, yerini alan mirasçıya geçer. Yani ölen mirasçının yerini alan mirasçının iki ret hakkı olacaktır: Birincisi miras bırakanına kalan mirası ret hakkı, ikincisi Mirasçı, yalnızca kendi miras bırakanına kalan mirası reddedebileceği gibi her ikisini de reddedebilir. TMK m.610’a göre “ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı mirası reddedemez.”</p><p><strong>2) Hükmi ret</strong></p><p>TMK m.605/2 : Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça veya resmen tespit edilmişse miras reddedilmiş sayılır. Mirasın borca batık olduğu durumlarda ret süresinin susarak geçirilmesi gerçek redden farklı bir sonuca bağlanmıştır. Hükmi ret bir karine oluşturmaktadır. Mirasçı, terekenin borca batık olduğu hallerde mirası reddetmek için ret beyanında bulunmak zorunda değildir. Aksine, mirası kabul etmek istiyorsa mirası kabul ettiği hakkında bir beyan sunmalı veya mirası kabul ettiğine dair hareketlerde bulunmalıdır.</p><p><strong>Reddin Sonuçları</strong></p><p>TMK m.611’e göre mirası ret geçmişe etkilidir. Miras, mirası reddeden mirasçı miras açıldığında sağ değilmiş gibi paylaştırılır. En yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddederse tereke, sulh mahkemesi tarafından iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. (TMK m.612) Altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde bunların payı sağ kalan eşe geçer. (TMK m.613) Kanun maddesinde bahsedilen altsoy, ilk sırada mirasçı olan altsoy olup bütün altsoy zümresi değildir.</p><p><strong>Alacaklıların Durumu</strong></p><p>Mirasçının malvarlığı borcuna yetmiyorsa ve mirasçı borcunu ödememek veya alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse alacaklılar veya iflas dairesi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde ret tarihinden sonra altı ay içinde reddin iptali için dava açabilir.</p><p>Borcunu ödemekten aciz bir miras bırakanın mirasını reddeden mirasçılar, miras bırakan ölmeden önceki beş yılda denkleştirmeye tabi tutulabilecek kazandırmalar oranında miras bırakanın borçlarından sorumludur.</p><p> </p></div>
				</div>
				</div>
						</div>
			</div>
		</div>
						</div>
			</div>
		</section>
						</div>
			</div>
		</div>
		]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>YAPI  TATİL TUTANAĞI NEDİR ?</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/yapi-tatil-tutanagi-nedir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yapi-tatil-tutanagi-nedir</link>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 10:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1322</guid>
				<description><![CDATA[Yapı tatil tutanağı ruhsatsız veya ruhsata, mevzuata, projeye aykırı olarak yapılan yapıların ilgililerce tespit edilip; yapının mühürlenip inşaatın durdurulması esnasında&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/yapi-tatil-tutanagi-nedir/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yapı tatil tutanağı ruhsatsız veya ruhsata, mevzuata, projeye aykırı olarak yapılan yapıların ilgililerce tespit edilip; yapının mühürlenip inşaatın durdurulması esnasında tutulması gereken bir tutanaktır. Yani belediye veya valiliklerce usulsüz yapıya gidildiğinde o andaki inşaat durumu tespit edilir ve bu hususta Yapı Tatil Zaptı/Tutanağı düzenlenir.</p>
<p><strong>İMAR KANUNU VE DANIŞTAY’IN YAPI TATİL TUTANAĞINDA BULUNMASINI ARADIĞI UNSURLAR </strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle ruhsatlı yapıda aykırılık varsa, mimari projeye aykırılığın net bir şekilde ortaya konulması, yapıdaki aykırılıkların açık ve net bir şekilde belirlenmesi ve krokilendirilmesi gerekmektedir.</li>
<li>Bu tutanağın fen elemanları tarafından tutulması gerekmektedir.</li>
<li>Yapı tatil tutanağının yapı üzerine asıldığı ve bir örneğinin bağlı olunan muhtara bırakıldığına dair bilgilere yer verilmiş olması gerekmektedir</li>
<li>Yapı sahibinin net bir şekilde tespit edilmiş olması gerekmektedir. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında kabul edildiği üzere yapı sahibinden anlaşılması gereken, yapıyı mevzuata aykırı inşa eden kişidir.</li>
<li>Yapının veya  aykırılığın ayrıntılı bir şekilde fotoğrafının çekilmesi gerekir.</li>
</ul>
<p>İdare yapı tatil tutanağı düzenlemez veya İmar Kanunu ve Danıştay’ın aradığı unsurları bulundurmayan usulsüz yapı tatil tutanağı düzenlerse; bu tutanağa dayanılarak verilen yıkım kararı ve idari para cezaları hukuka aykırı olacaktır.</p>
<p>İdarenin vermiş olduğu yıkım kararı ve idari para cezalarının iptali için idareye başvurma zorunluğu yoktur. Doğrudan İdare Mahkemesinde 60 gün içinde  dava açılabilmektedir.</p>
<p>Gerek yıkım kararı gerekse idari para cezalarının iptali hakkında açılan davalarda İdare Mahkemeleri görevli olup; İdari Yargılama Usulü Kanunu uygulanacaktır. Bu davalar <strong> </strong>kendine özgü detayları olan ve uzmanlık gerektiren konulardır. Hak kaybı yaşanmaması ve  hakkın etkin kullanımının sağlanması için hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>TÜRK VATANDAŞLIĞININ KAZANILMASI</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/turk-vatandasliginin-kazanilmasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turk-vatandasliginin-kazanilmasi</link>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 10:11:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1320</guid>
				<description><![CDATA[Türk vatandaşlığının kazanılması usulünde uygulanan yürürlükteki kanun 29/5/2009 tarih ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunudur. Türk Vatandaşlığının kazanılması: doğum ile&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/turk-vatandasliginin-kazanilmasi/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk vatandaşlığının kazanılması usulünde uygulanan yürürlükteki kanun 29/5/2009 tarih ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunudur.</p>
<p>Türk Vatandaşlığının kazanılması: doğum ile veya sonradan kazanılması  şeklinde temel bir ayrım bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>DOĞUM İLE TÜRK VATANDAŞLIĞININ KAZANILMASI</strong>:</li>
</ul>
<p>Doğum ile Türk vatandaşlığının kazanılması iki esasa dayanmakta olup bunlar; Soy bağı ve doğum yeri esasıdır. Bu suretle kazanılan vatandaşlık başvuru tarihi itibariyle değil doğum anından itibaren hüküm ifade etmektedir.</p>
<ul>
<li><u>İlgili kanun uyarınca soy bağı esasına göre Türk vatandaşlığı kazanılması için</u>;</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Yurt içinde veya yurt dışında olması fark etmeksizin Türk vatandaşı ana veya babadan evlilik birliği içinde doğan çocuk Türk vatandaşıdır. Nitekim Türk vatandaşı ana ve yabancı babadan evlilik birliği dışında doğan çocuk da Türk vatandaşıdır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Türk vatandaşı baba ve yabancı anadan evlilik birliği dışında doğan çocuk ise baba ile soy bağı kurulması halinde Türk vatandaşlığını kazanır. <em>Nitekim işbu soy bağının kurulması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen usul ve esaslara göre yürütülür.</em></li>
</ul>
<ul>
<li><u>İlgili kanun uyarınca doğum yerine göre Türk vatandaşlığının kazanılması için;</u></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Türkiye&#8217;de doğan ve yabancı <u>ana ve babasından dolayı</u> doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumdan itibaren Türk vatandaşıdır. Bu hususu örneklendirmek gerekirse Türkiye de doğmuş bir çocuğun ana ve babasının vatansız (Haymatlos) statüsünde olması veyahut ilgili ülkenin vatandaşlığından çıkartılmış olması durumunda Türkiye de doğan çocuk Türk vatandaşlığını kazanır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Türkiye&#8217;de bulunmuş çocuk aksi sabit olmadıkça Türkiye&#8217;de doğmuş sayılır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><em>İşbu kanun kapsamında sadece Türkiye de doğan çocuk Türk vatandaşlığını kazanır, ana ve baba ile ilgili hüküm bulunmamaktadır</em>.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>SONRADAN KAZANILAN VATANDAŞLIK </strong></li>
</ul>
<p>5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu madde  uyarınca Sonradan kazanılan Türk vatandaşlığını 3  ana grupta inceleyebiliriz.</p>
<ul>
<li><strong>Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması </strong></li>
</ul>
<p>Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, Kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir.</p>
<p><u>Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz. </u>Takdir yetkili makamdadır.</p>
<p><strong>Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda</strong>;</p>
<ul>
<li>Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak,</li>
<li>Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye&#8217;de <strong>kesintisiz beş yıl ikamet etmek</strong>,</li>
</ul>
<p>(Turistik ikametgah izni ile ikamet bu süreden sayılmamaktadır.)</p>
<ul>
<li>Türkiye&#8217;de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,</li>
<li>Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,</li>
<li>İyi ahlak sahibi olmak,</li>
<li>Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,</li>
<li>Türkiye&#8217;de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak,</li>
<li>Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır.</li>
</ul>
<p><strong><em><u> Türk vatandaşlığının kazanılmasında istisnai haller</u></em></strong></p>
<ul>
<li>Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>İlgili kanun maddesinde ‘Türkiye&#8217;ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve <u>ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler.’’</u> olarak bahsedilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li>Kanun gereği Türkiye’de çalışmayan ancak Cumhurbaşkanınca belirlenecek kapsam ve tutarda yatırım <u>yapacaklar ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu </u></li>
</ul>
<p><em>(13.06.2022 tarihi itibariyle yürürlüğe giren yönetmelik ile gayrimenkul alımıyla vatandaşlık hakkı kazanmada sınır 250 bin dolardan 400 bin dolara çıkarılmıştır<strong>)</strong></em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li>Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu.</li>
</ul>
<p><em>Turkuaz Kart sahibi hakkı; Akademik olarak uluslararası alanda kabul görmüş çalışmaları bulunanlar. Teknoloji, bilim ya da sanayide Türkiye için stratejik olabilecek bir alanda öne çıkmış olanlar. İstihdam, ihracat ya da yatırım olarak Türk ekonomisine kayda değer bir katkı sağlayan yabancılara verilir.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Göçmen olarak kabul edilen kişiler.</li>
</ul>
<p><em>1951 Cenevre Sözleşmesine taraf olan Türkiye, iş bu sözleşme ile belirlenen coğrafi sınırlamayı kabul etmesi nedeniyle, <u>sadece Avrupa kıtasındaki devletlerin vatandaşlarına mülteci statüsü tanımakta </u>ve Avrupa dışından gelip de üçüncü ülkelerden iltica talep eden geçici süre ülkede bulunan yabancılara ise ancak “şartlı mülteci” statüsünü sağlamaktadır</em>)</p>
<p><em>Yine İkincil Koruma ve diğer statülerdeki yabancılar göçmen statüsünde değerlendirilemezler. </em></p>
<p><strong>Türk vatandaşlığının ikamet şartı aranmaksızın yeniden kazanılması </strong></p>
<p>İlgili Kanun uyarınca Millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla</p>
<ul>
<li>Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler,</li>
<li>Ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerden 21 inci maddede öngörülen süre içerisinde seçme hakkını kullanmayanlar,</li>
</ul>
<p>Türkiye&#8217;de ikamet etme süresine bakılmaksızın, Türk vatandaşlığını Bakanlık kararıyla yeniden kazanabilirler.</p>
<p><strong>Türk vatandaşlığının ikamet şartına bağlı olarak yeniden kazanılması </strong></p>
<p>İlgili kanun uyarınca Türk vatandaşlığı kaybettirilenler Cumhurbaşkanı kararıyla, 34 üncü madde uyarınca Türk vatandaşlığını kaybedenler Bakanlık kararıyla, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunmaması ve <u>Türkiye&#8217;de üç yıl ikamet etmek şartıyla</u> Türk vatandaşlığını yeniden kazanabilirler.</p>
<p><strong>Türk vatandaşlığının evlenme yoluyla kazanılması </strong></p>
<p>Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz<u>. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar</u> Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir.</p>
<p>Başvuru sahiplerinde;</p>
<ul>
<li>Aile birliği içinde yaşama,</li>
<li>Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama,</li>
<li>Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama, şartları aranır.</li>
</ul>
<p>Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde aile birliği içinde yaşama şartı aranmaz.</p>
<p>Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler.</p>
<ul>
<li><strong>Türk vatandaşlığının evlat edinilme ile kazanılması</strong></li>
</ul>
<p>5901 sayılı  Kanun gereği ‘Bir Türk vatandaşı tarafından evlat edinilen ergin olmayan kişi, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla, karar tarihinden itibaren Türk vatandaşlığını kazanabilir.’</p>
<p><em>Evlat edinme süreci 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen usul ve esaslara göre yürütülür</em>.</p>
<ul>
<li><strong>Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kazanılması</strong></li>
</ul>
<p>Kanun uyarınca <u>ana veya babalarına bağlı olarak</u> Türk vatandaşlığını kaybeden çocuklar <u>ergin olmalarından itibaren <strong>üç yıl içinde</strong></u> seçme hakkını kullanmak suretiyle Türk vatandaşlığını kazanabilirler.</p>
<p><em>Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu vatandaşlığa hak kazanır</em>.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>TÜRK   HUKUKUNDA  YASAL  MAL  REJİMLERİ</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/turk-hukukunda-yasal-mal-rejimleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=turk-hukukunda-yasal-mal-rejimleri</link>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 10:03:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1318</guid>
				<description><![CDATA[Medeni  Kanunumuzda eşlerin evlilik birliği içindeki kazançlarının gerek evlilik birliği süresinde gerekse evlilik birliğinin sona ermesinden sonra nasıl paylaştırılacağı konusu&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/turk-hukukunda-yasal-mal-rejimleri/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Medeni  Kanunumuzda eşlerin evlilik birliği içindeki kazançlarının gerek evlilik birliği süresinde gerekse evlilik birliğinin sona ermesinden sonra nasıl paylaştırılacağı konusu mal rejimleriyle düzenlenmiştir.</p>
<p><strong>Türk  Medeni Kanununda sayılan mal rejimleri şunlardır:</strong></p>
<ul>
<li>Edinilmiş mallara katılma rejimi</li>
<li>Mal ayrılığı rejimi</li>
<li>   Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi</li>
<li> Mal ortaklığı rejimi</li>
</ul>
<p>Bunlar arasından kural olarak uygulanan mal rejimi ise edinilmiş mallara katılma rejimidir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren  4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi belirlenmiştir. Yani eğer eşler evlenirken herhangi bir mal rejimi sözleşmesi yapmamışlarsa, kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olurlar. Bu düzenlenleme 01.01.2002  tarihinden sonraki evlilikler için geçerlidir. Bu tarihten önce yapılmış evlilikler içinse mal ayrılığı rejimi kuralları uygulanacaktır.<strong> </strong></p>
<p><strong>                                 EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ</strong><strong> </strong></p>
<p>Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Yani edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel mallar ve edinilmiş mallar olmak üzere iki çeşit mal grubu vardır. Her eş yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Bu anlamda mal rejiminin devam ettiği süre boyunca kural olarak mal gruplamasının bir önemi yoktur. <strong>Ancak mal rejiminin sona ermesi halinde bu malların nasıl tasfiye edileceği konusu gündeme geleceğinden bu mal gruplaması önem kazanacaktır.</strong><u style="background-color: transparent;"> </u></p>
<p>Türk Medeni Kanununda belirtilen bu iki mal grubu haricinde yeni bir mal grubu yaratılması mümkün değildir. Bu ilke Mal Gruplarının Değişmezliği İlkesi olarak adlandırılmaktadır. Ancak eşlerin mal rejimi sözleşmesi ile kişisel mal statüsü yaratması olanaklı ise de, edinilmiş mal statüsü yaratması olanaksızdır. Bu mal gruplarının neler olduğu ise TMK m.219 ve 220’de sayılmıştır. Buna göre;<strong> </strong></p>
<p><strong>Edinilmiş Mallar :</strong></p>
<ol>
<li>Çalışmasının karşılığı olan edinimler,</li>
<li>Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,</li>
<li>Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,</li>
<li>Kişisel mallarının gelirleri,</li>
<li>Edinilmiş malların yerine geçen değerler.<strong style="background-color: transparent;"> </strong></li>
</ol>
<p><strong>Kişisel Mallar :</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,</li>
<li>Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras</li>
</ol>
<p>yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,</p>
<ol start="3">
<li>Manevî tazminat alacakları,</li>
<li>Kişisel mallar yerine geçen değerler.</li>
</ol>
<p>Bununla birlikte; eşler mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan  edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin ve kişisel mallarının gelirlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.</p>
<p><strong>                                         SEÇİLEBİLİR MAL REJİMLERİ</strong></p>
<p><strong>Mal Ayrılığı Rejimi</strong></p>
<p>TMK  md. 202/2 hükmüne göre eşler mal rejimi sözleşmesi yaparak yasada gösterilen diğer mal rejimlerinden birisini seçebilir. Eşlerin mal rejimi sözleşmesini ancak ve ancak Türk Medeni Kanununda gösterilen seçilebilir mal rejimi olarak gösterilen üç mal rejimi arasından yapmaları zorunludur.</p>
<p>Mal ayrılığı rejimi, her bir eşin evlilik sırasında edindiği malvarlığına kendisinin sahip olması ve evliliğin sona ermesi halinde de sahip olduğu malvarlığının kendisinde kalmasını gerektiren bir sistemdir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi</strong></p>
<p>Paylaşmalı  mal ayrılığı rejiminde rejimin kurulmasından sonra edinilmiş tüm mallar değil eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi halinde eşler arasında eşit olarak paylaştırılır.</p>
<p><strong>Mal Ortaklığı Rejimi</strong><strong style="background-color: transparent;"> </strong></p>
<p>Mal ortaklığı rejimi geniş edinilmiş mallara katılma rejimi olarak da sayılabilir. Mal ortaklığı rejimi eşlerin kişisel malları ile ortaklık malları birlikteliğinden oluşan bir malvarlığı rejimidir.</p>
<p>Eşler, gerek evlenmeden önce gerekse evlendikten sonra mal rejimi sözleşmesi yaparak yukarıda yer alan seçimlik mal rejimlerinden birini seçebilirler. Bu sözleşme bizzat eşler tarafından, noter huzurunda  düzenleme veya onaylama şeklinde yapılabilir. Mal rejimi sözleşmesi yapacak olan kişi vesayet altında ise TMK m.462 hükmüne göre ayrıca vesayet makamından sözleşme yapılması için izin alınması zorunludur.</p>
<p>Hem mal rejimi sözleşmesi yapılması hem de boşanma sonrası mal paylaşımı davası kendine özgü detayları olan ve uzmanlık gerektiren konulardır. Hak kaybı yaşanmaması ve hakkın etkin kullanımının sağlanması için bir avukattan  hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/kamulastirmasiz-el-atma/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kamulastirmasiz-el-atma</link>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 09:55:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1316</guid>
				<description><![CDATA[Kamulaştırmasız El Atma Nedir? Kamulaştırmasız El Atma Halinde Hangi Davalar Açılabilir?      Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/kamulastirmasiz-el-atma/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kamulaştırmasız El Atma Nedir? Kamulaştırmasız El Atma Halinde Hangi Davalar Açılabilir?      Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?</strong></p>
<p>Kamulaştırmasız el atma; idarenin kamulaştırma işlemi yapmaksızın veya kamulaştırma işlemini tamamlamadan; bedeli ödenmeksizin özel mülkiyete tabi bir taşınmaza fiilen el koyması veya mülkiyet hakkını bertaraf edecek ölçüde bu hakkın sınırlandırılmasıdır.</p>
<p>Bu durum açıkça Anayasamızda ve AİHS ve Uluslararası birçok sözleşmede korunan ‘‘ Mülkiyet Hakkı’’nın ihlali sonucunu doğurmaktadır.  İdare; ancak hukuk kuralları çerçevesinde kişilerin mülkiyet hakkını sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 46. Maddesine göre; ‘‘Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.’’ Görüldüğü üzere idare Anayasal olarak da korunduğu üzere; kamu yararının olması ve ilgili kanundaki diğer şartların sağlanması halinde  ‘‘kamulaştırma’’ yaparak kişilerin mülkiyet hakkını sınırlandırabilmektedir.</p>
<p>Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır (11.02.1959 gün, E:1958/17, K:1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden).</p>
<p>Kamulaştırmasız el atma durumunda idare mülkiyet hakkını hukuka aykırı bir şekilde ihlal etmektedir. İşbu sebeple bu ihlale karşı aşağıdaki davalar açılabilir.</p>
<ul>
<li>Müdahalenin men’i davası</li>
<li>Taşınmaz bedelinin tahsili talepli tazminat davası</li>
<li>Ecrimisil davası</li>
</ul>
<p>Kamulaştırmasız el atma halinde açılacak davayı gayrimenkulüne haksız olarak el atılmış olan tapu sahibi açabilir. Eğer malik vefat etmişse bu davayı mirasçılar da açabilir.</p>
<p>İdarenin hukuk dışı eyleminden kaynaklanan fiili el atmaların, özel kişilerin haksız fiil teşkil eden eylemlerinden hiçbir farkının bulunmadığı, bu nedenle bu tip eylemlerden doğan zararların da özel kişilerin haksız fiilinden doğan zararlarda olduğu gibi adli yargıda dava konusu edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.</p>
<p>Kamulaştırmasız el atma davalarında zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu davanın her zaman açılması mümkündür.</p>
<p>Kamulaştırmasız el atma işlemleri sebebiyle açılacak olan davalar kendine özgü detayları olan ve uzmanlık gerektiren konulardır. Hak kaybı yaşanmaması ve hakkın etkin kullanımının sağlanması için hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.  Detaylı bilgi için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>ARABULUCULUK NEDİR?</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/arabuluculuk-nedir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=arabuluculuk-nedir</link>
				<pubDate>Fri, 16 Sep 2022 12:33:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1312</guid>
				<description><![CDATA[Arabuluculuk, uyuşmazlığın tarafları arasında işbirliğine dayalı, herkes tarafından kabul görecek bir anlaşmaya ulaşılmasını sağlayan bir sorun çözme yöntemidir. Aralarında davaya&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/arabuluculuk-nedir/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Arabuluculuk, uyuşmazlığın tarafları arasında işbirliğine dayalı, herkes tarafından kabul görecek bir anlaşmaya ulaşılmasını sağlayan bir sorun çözme yöntemidir. Aralarında davaya konu olmuş veya olabilecek bir uyuşmazlık olan kişilerin meseleyi bir arabulucu eşliğinde karşılıklı olarak müzakere ederek çözüme kavuşturdukları bir süreçtir. Tarafların kendi çözümlerini kendilerinin bulmalarına yardımcı olur. Arabulucunun bağımsız ve tarafsız olması gerekmektedir. Uygulamada bir kısım davalar için, dava açmadan önce arabulucuya gitme mecburiyeti getirilmiş olsa da, arabuluculuğun kapsamı sadece bu davalarla sınırlı değildir. Arabuluculuk tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği her uyuşmazlıkta uygulanabilmektedir.<br />
Arabuluculuk, ihtiyari arabuluculuk ve zorunlu (dava şartı) arabuluculuk olmak üzere iki türde karşımıza çıkmaktadır.<br />
İHTİYARİ ARABULUCULUK NEDİR?<br />
İhtiyari Arabuluculuk, tarafların üzerlerinde tasarruf edebileceği ve özel hukuk uyuşmazlığıyla ilgili mevzularda bu uyuşmazlığın çözümüyle alakalı olarak kendi istekleriyle Arabuluculuğa başvurmasıdır. Bu bakımdan, mevcut uyuşmazlıklar hakkında dava açmak yerine, ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurarak, tarafların belirleyeceği Arabuluculuk Daire Başkanlığı Siciline kayıtlı bir arabulucu seçilmesi veya sicile kayıtlı bir herhangi bir arabulucunun atanmasını talep etme imkânı bulunmaktadır.<br />
İHTİYARİ ARABULUCULUKTA ARABULUCUYA BAŞVURU, ARABULUCULUK SÜRECİNİN BAŞLAMASI VE İLK OTURUM<br />
Arabuluculuk sürecinin yürütülmesi için öncelikle taraflar arasında bir arabuluculuk sözleşmesinin varlığı ya da zorunlu arabuluculukta tarafların bu konuda başvurusu gereklidir. İhtiyari arabuluculukta bu süreç iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Ya taraflar henüz yargısal yollara başvurmamıştır ya da yargı yoluna başvurduktan sonra bu yol tercih edilmiş olabilir. Taraflar dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra her aşamada arabulucuya başvurmayı kararlaştırabilirler. ‘’Aksi kararlaştırılmadıkça, taraflardan birinin arabulucuya başvuru teklifine diğer tarafça otuz gün içinde olumlu cevap verilmezse bu teklif reddedilmiş sayılır.’’ (HUAK m. 13/2)<br />
Öncelikle, arabulucunun ya taraflarca seçilerek göreve başlamasının ardından, arabulucu, taraflar veya temsilcileri/vekilleri ile iletişim kurup temasa geçer. Bu noktada arabulucu, tarafların sorularını cevaplar, isteklerini belirler, toplantı için gerekli olan bilgi ve belgeleri temin eder, taraflarla toplantı sürecinin yeri ve zamanını kararlaştırır. Yer ve zaman kararlaştırıldıktan sonra arabulucu taraflara göndermek adına bir davet mektubu hazırlar. Bu davet mektubunun içeriğinde arabuluculuğa konu olan uyuşmazlık, arabuluculuk süreç ve sonuçları hakkında bilgi, konuyla ilgili temel düzenlemeler, davete olumlu cevap verilmemesi ve görüşmelere katılmaması sonuçları, görüşmelere katılıp anlaşmaya varma veya varmamaya ilişkin hususlar belirtilmelidir. Bu hazırlık süreci ardından başlangıç (ilk) oturumu gerçekleşir. Belirlenen tarihte ve yerde arabulucu ile taraflar (veya temsilcileri/vekilleri) buluşur. (Tarafların temsilcileri veya vekilleri toplantıya katılacaksa vekaletname ya da yetki belgelerinin olması gerekir.) Sürecin başladığına ilişkin ilk oturum tutanağı hazırlanırken, arabulucu ve taraflar açılış konuşmalarını yapar, sorular cevaplanır. Arabulucu, tarafların anlaşmaya varmaları veya varmamaları halinde bunun sonuçları ile düzenlenen metnin niteliğini belirtir. Başlangıç oturumunun sonunda bundan sonra sürece nasıl devam edileceği karar verilir ve son oturum toplantısı için herkesin uygun olduğu bir tarih belirlenir.<br />
ARABULUCULUĞUN SONA ERDİĞİ HALLER VE SON TUTANAK<br />
İhtiyari bir uyuşmazlık çözüm yönteminin olması, tarafların istedikleri an bu süreci sonlandırmasına imkân tanımaktadır. Taraflar bir anlaşma olmadan da süreci sonlandırabilirler. Arabuluculuğun sona erme halleri Kanun’da şu şekilde sıralanmıştır (HUAK m. 17/1; ayrıca Yön. M.20):<br />
1) Tarafların anlaşmaya varması,<br />
2) Taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi,<br />
3) Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi,<br />
4) Tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi,<br />
5) Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi,<br />
durumunda arabuluculuk faaliyeti sona erer.<br />
Arabuluculuk faaliyeti sonunda arabulucu tarafından tarafların anlaştıkları, anlaşmadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı, son tutanak ile belgelendirilir. Bu belge, arabulucu, taraflar, temsilcileri veya vekilleri tarafından imzalanır. Bunun dışında sürecin anlaşmayla sonuçlanması hallerinde, anlaşma metni de ayrıca hazırlanır.</p>
<p>Daha fazla bilgi edinmek isterseniz arabuluculuk ofisimizle iletişime geçebilirsiniz…<img class="alignleft size-medium wp-image-810" src="https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik-300x200.jpg 300w, https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik-1024x683.jpg 1024w, https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik-768x512.jpg 768w, https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik-1536x1024.jpg 1536w, https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik-1620x1080.jpg 1620w, https://www.yanik.av.tr/wp-content/uploads/2020/01/avukatlik.jpg 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Kısa Çalışma Ödeneği</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/kisa-calisma-odenegi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kisa-calisma-odenegi</link>
				<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 09:27:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1246</guid>
				<description><![CDATA[KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ NEDİR? KORONAVİRÜS SALGINI NEDENİYLE KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNİN ŞARTLARI NASIL KOLAYLAŞTIRILDI? Bu yazımızda önce kısa çalışmanın ve sonra&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/kisa-calisma-odenegi/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ NEDİR? </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>KORONAVİRÜS SALGINI NEDENİYLE KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNİN ŞARTLARI NASIL KOLAYLAŞTIRILDI?</strong></p>
<p>Bu yazımızda önce kısa çalışmanın ve sonra da kısa çalışma ödeneğinin ne anlama geldiğinden, kısa çalışma ödeneğine hak kazanmanın olağan koşullarından ve YAZIMIZIN SONUNDA DA KORONAVİRÜS SALGINI NEDENİYLE KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNE İLİŞKİN ŞARTLARIN NASIL BİR DÜZENLEME İLE KOLAYLAŞTIRILDIĞINDAN bahsedeceğiz.</p>
<p><strong>Kısa Çalışma Nedir?</strong></p>
<p>Kısa çalışma, genel mali krizlerin, sektörel krizlerin, bölgesel krizlerin veya başkaca zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkardığı bir kavramdır. Böyle dönemlerde, işletmeler sıklıkla küçülme yoluna başvurduklarından işçilerin de iş akitlerinin feshi söz konusu olmaktadır. Buna karşılık, Yargıtay tarafından da kabul gören “feshin son çare olması ilkesi” ışığında, hem işveren hem de işçinin lehine olabilecek bazı çalışma türleri söz konusudur. Kısa çalışma da bunlardan biridir. Kısa çalışma, yukarıda sayılan sebeplerle işletmelerde haftalık olağan çalışma sürelerinin önemli ölçüde azaltılması ya da işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması olarak açıklanabilir.</p>
<p><strong>Kısa Çalışma Ödeneği Nedir?</strong></p>
<p>Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerini geçici olarak önemli ölçüde azaltan veya işyerinde faaliyeti tamamen veya kısmen geçici olarak durduran işveren, durumu derhal gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya bir yazı ile bildirir. Talebin uygunluğunun tespiti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılır. Bunun usul ve esasları bir yönetmelikle belirlenir. Yukarıda belirtilen nedenlerle işyerinde geçici olarak en az dört hafta işin durması veya kısa çalışma hallerinde işçilere çalıştırılmadıkları süre için işsizlik sigortasından kısa çalışma ödeneği ödenir. Kısa çalışma süresi, zorlayıcı sebebin devamı süresini ve herhalde üç ayı aşamaz. İşçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için, çalışma süreleri ve işsizlik sigortası primi ödeme gün sayısı bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanma şartlarını yerine getirmesi gerekir. Günlük kısa çalışma ödeneğinin miktarı, işsizlik ödeneğinin miktarı kadardır.</p>
<p><strong>Kısa Çalışma Ödeneğine Hak Kazanmanın Koşulları Nelerdir?</strong></p>
<p>İşçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için;</p>
<ol>
<li>İşverenin Kısa Çalışma Talebinin Kurumca Uygun Bulunması</li>
<li>İşçinin Çalışma Süreleri ve Prim Ödeme Gün Sayısı Bakımından İşsizlik Ödeneğine Kazanmış Olması</li>
</ol>
<p>gerekmektedir.</p>
<p>4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 50. maddesinde, “Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde; a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün süre ile işsizlik ödeneği verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>
<p>Yani, “İŞÇİNİN KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNE HAK KAZANABİLMESİ İÇİN EN AZ 600 GÜN PRİM ÖDEMİŞ OLMASI VE BU PRİM ÖDEME SÜRESİNİN SON 120 GÜNLÜK KISMINI KESİNTİSİZ ŞEKİLDE ÇALIŞARAK GEÇİRMİŞ OLMASI” gerekmektedir.</p>
<p><strong>Koronavirüs Salgını Nedeniyle Kısa Çalışma Ödeneğine İlişkin Şartları Kolaylaştıran 25.03.2020 Tarihli Yasal Düzenleme Neleri İçeriyor?</strong></p>
<p>Bu düzenleme, işçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için sağlaması gereken yukarıda yazılı koşulları geçici olarak kolaylaştırmıştır. Bu düzenlemeye göre, 30/6/2020 tarihine kadar geçerli olmak üzere, yeni koronavirüs (Covid-19) kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle yapılan kısa çalışma başvuruları için, işçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için öngörülen hizmet akdinin feshi hariç işsizlik sigortası hak etme koşullarını yerine getirmesi hükmü, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 60 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şeklinde uygulanacaktır. Bu koşulu taşımayanlar, kısa çalışma süresini geçmemek üzere son işsizlik ödeneği hak sahipliğinden kalan süre kadar kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaya devam edecektir.</p>
<p>Bu düzenleme kapsamında kısa çalışmadan yararlanabilmek için iş yerinde kısa çalışma uygulanan dönemde işverenin haklı fesih nedenleri hariç olmak üzere işçi çıkarmaması gerekir. Kısa çalışma için yapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren 60 gün içinde sonuçlandırılır.</p>
<p>Kısa çalışma için yapılacak başvuru tarihini 31/12/2020 tarihine kadar uzatmaya ve kısa çalışma ödeneğine hak kazanılabilmesi için belirlenen günleri farklılaştırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>İşverenin İşçiyi Ücretsiz İzne Çıkarması</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/isverenin-isciyi-ucretsiz-izne-cikarmasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=isverenin-isciyi-ucretsiz-izne-cikarmasi</link>
				<pubDate>Mon, 30 Mar 2020 18:42:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1267</guid>
				<description><![CDATA[İŞVERENİN İŞÇİYİ ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARMASI Salgın Hastalık Döneminde İşverenin İşçiyi Ücretsiz İzne Çıkartması Veya Ücretsiz İzne Zorlaması Bilindiği üzere tüm&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/isverenin-isciyi-ucretsiz-izne-cikarmasi/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>İŞVERENİN İŞÇİYİ ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARMASI</strong></p>
<p><strong>Salgın Hastalık Döneminde İşverenin İşçiyi Ücretsiz İzne Çıkartması Veya Ücretsiz İzne Zorlaması</strong></p>
<p>Bilindiği üzere tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs ya da diğer adıyla Covid-19’un yıkıcı etkilerinden iş hayatı da fazlaca etkilenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün de salgın hastalık olarak tanımladığı Covid-19 sebebiyle birçok iş yerinde hali hazırda yapılan işler durma noktasına gelmiş ya da iş yerleri kapanmıştır. Salgın hastalık sebebiyle hem işveren hem de işçi mağdur olmuştur. Bu mağduriyetin giderilmesi için işverenlerin başvurduğu tedbirlerin başında ise işçinin ücretsiz izne çıkartılması gelmektedir.</p>
<p>4857 Sayılı İş Kanunu’nda belirli haller dışında ücretsiz izni düzenleyen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak gerek öğretiden gerekse yerleşik Yargıtay uygulamalarından açıkça anlaşılan bir şey vardır ki, o da işverenin işçiyi ücretsiz izne zorlayamayacağıdır. <u>İşveren, her ne olursa olsun işçiyi ücretsiz izne zorlayamaz, işveren ancak ücretsiz izne çıkartmak istediği işçinin de rızasını alarak ve ücretsiz izne çıkardığını yazılı olarak beyan ederek işçiyi ücretsiz izne çıkartabilir. Şayet işçi, ücretsiz izin talep eden tarafsa bu durumda ücretsiz izin istediğini işverene yazılı olarak bildirmeli ve işverenin bu ücretsiz izin talebine rıza göstermesi gerekmektedir.</u></p>
<p><u>Özetle, hali hazırda içinde bulunduğumuz bu salgın hastalık durumunda, işverenin işçiyi, işçinin rızası olmadan ücretsiz izne çıkartması hukuka aykırı olacaktır. Salgın hastalık döneminde, işverenin işçiyi ücretsiz izne çıkartması ancak işçinin de rızasını alarak olabilecektir. Eğer bu dönemde işçi ücretsiz izne çıkmayı kendisi istiyorsa bu talebini işverene yazılı olarak bildirmesi ve işverenin rıza göstermesi gerekmektedir. Salgın hastalık dönemi bahane edilerek, rızasız şekilde ücretsiz izin verilmesi hukuka aykırıdır. Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki, ücretsiz iznin kullanıldığı dönemde işçiye çalışmadığı günün ücreti ödenmez, ücretsiz izinli gün için SGK prim ödemesi yapılmaz ve bu günler için eksik gün bildirimi yapılır, işçi 10 gün daha sağlık hizmetlerinden faydalanabilir, işçi ücretsiz izin günlerinde başka bir iş yerinde çalışamaz ve kullanılan bu ücretsiz izin işçinin kıdeminden düşülür. </u></p>
<p>İçinde bulunduğumuz salgın hastalık durumunda olduğu gibi işçinin iş görme edimini geçici ve kusursuz olarak yerine getiremediği durumlarda yani zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkması durumunda iş sözleşmesi askıya alınır. <u>İş sözleşmesinin askıda olduğu süreçte işçi, ücretli ya da ücretsiz izne çıkarılamaz. </u></p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Ve İş Sözleşmeleri</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/koronavirus-ve-is-sozlesmeleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koronavirus-ve-is-sozlesmeleri</link>
				<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 23:58:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1259</guid>
				<description><![CDATA[KORONAVİRÜS VE İŞ SÖZLEŞMELERİ İş Sözleşmeleri Yönünden İnceleyecek Olursak ; Koranavirüs tek başına işverene de işçiye fesih hakkı vermez. &#8211;İşçinin&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/koronavirus-ve-is-sozlesmeleri/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>KORONAVİRÜS VE İŞ SÖZLEŞMELERİ</strong></p>
<p><strong><em><u>İş Sözleşmeleri Yönünden İnceleyecek Olursak ;</u></em></strong></p>
<p>Koranavirüs tek başına işverene de işçiye fesih hakkı vermez.</p>
<p>&#8211;<strong>İşçinin virüse yakalanması</strong> sebebiyle raporlu olması halinde, söz konusu rapor süresi ihbar önellerini altı hafta aşmadıkça işverenin haklı fesih imkânı mevcut değildir. İşçinin rapor süresi, kıdemine göre belirlenecek olan ihbar önellerini altı hafta aştıktan sonra işverenlerin haklı fesih imkânı doğar; ancak sağlık nedenlerine dayalı haklı fesihlerde işveren ihbar tazminatı ödemekle yükümlü olmasa bile kıdemi bir yılı aşan işçilere kıdem tazminatı ödemek durumundadır.</p>
<p>&#8211; İşçinin raporlu olmamakla birlikte bulunduğu yerde uygulanan <strong>karantina sebebiyle işe gidememesi durumunda</strong> da             zorlayıcı sebep söz konusu olacaktır. Bu durumda işverenin işçiye bir hafta boyunca yarım ücret ödemesi gerekmektedir. Bir haftadan sonra yine işverenler için haklı fesih imkanı doğacaktır; ancak sağlık sebeplerine dayalı haklı fesihlerde olduğu gibi zorlayıcı nedene dayalı haklı fesihlerde de, işveren ihbar tazminatı ödemekle yükümlü olmasa bile kıdemi bir yılı aşan işçilere kıdem tazminatı ödemek durumundadır.</p>
<p>Çalışanın virüse yakalanması ya da karantina altında tutulması durumlarında belirttiğimiz şartlar haricinde salgın işverene haklı fesih imkânı tanımamaktadır.</p>
<p>&#8211; Genelge doğrultusunda işyerini kapatan işverenlerin bu sebebe dayanarak işçilerin sözleşmesini feshetmesi mümkün değildir. Öte yandan bu işyerlerinde çalışan işçilere işverenlerin bir hafta boyunca yarım ücret ödemesi gerekmektedir ancak sonrasında işverenin ücret ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Söz konusu durum işverenlere haklı fesih imkanı tanımasa bile, yarım ücret ödenen bir haftanın sonunda işçilerin haklı feshe gitmesi mümkündür ve bu işçilerden kıdemi bir yıldan fazla olanlar işverenden kıdem tazminatı talep edebilir; ancak ihbar tazminatı alamazlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Ve Kira Sözleşmeleri</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/koronavirus-ve-kira-sozlesmeleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koronavirus-ve-kira-sozlesmeleri</link>
				<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 23:51:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1257</guid>
				<description><![CDATA[KORONAVİRÜS VE KİRA SÖZLEŞMELERİ Koronavirüs salgının kira sözleşmelerine ve kira bedellerinin hukuki durumuna etkisi nasıl olacaktır? Kira Sözleşmeleri Yönünden İnceleyecek Olursak&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/koronavirus-ve-kira-sozlesmeleri/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>KORONAVİRÜS VE KİRA SÖZLEŞMELERİ</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Koronavirüs salgının kira sözleşmelerine</strong><strong> ve kira bedellerinin hukuki durumuna etkisi nasıl olacaktır?</strong></p>
<p><strong><em><u>Kira Sözleşmeleri Yönünden İnceleyecek Olursak </u>;</em></strong></p>
<p>Borçlar Kanunu’nun 331. Maddesinde ; “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin kendisi için çekilmez hale getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir” hükmü mevcuttur. <strong>Ancak bu konut kiraları için geçerlidir.</strong> <strong>İş yeri kiraları için bu maddenin yürürlüğe giriş tarihi 1 Temmuz 2020’dir.</strong> Çünkü Koronavirüs sebebiyle alınan kararlara ilişkin olarak “<strong>01/03/2020 tarihinden 30/06/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz</strong>” şeklinde kiralarla ilgili olarak yeni düzenleme yapılmıştır.</p>
<p>!Bunun dışında kiracının işyeri kira ve ortak giderleri ödeme yükümlülüğü bakımından;</p>
<p>&#8211; Kamu kararıyla toplu alanların kapatılması ve sokağa çıkılmaması yönünde zorunlu karar verilmesi halinde, kapatma kararı verilen işletmelerin kapatmak dışında seçenekleri olmayacağından, hem kiralayan hem de kiracı bakımından mücbir sebep teşkil edecektir. Hal böyleyken kira sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerin askıda olduğu ve kiracının kira ve ortak giderleri ödeme yükümlülüğünün devam etmeyeceği söylenebilir.</p>
<p>-Kiracı kendi insiyatifiyle işyerini kapatırsa, borç sona ermeyeceğinden kiracının kira bedeli ve ortak gider ödeme yükümlülüğü devam eder. Bu durumda yukarıda belirtilen tarihler dışında mevcut olan tahliye riskini de önlemek amacıyla ihtirazi kayıtla kira bedellerinin ödenmesi ve ayrıca Borçlar Kanunu’nun 138’inci maddesi uyarınca Aşırı İfa Güçlüğü ileri sürülerek Uyarlama Davası ikame edilmesi hukuka uygun olacaktır.</p>
<p>Korona virüsünün toplumsal ve ekonomik etkileri ile oluşan Aşırı İfa Güçlüğünün kira sözleşmelerinde sağladığı imkanlar mahkemeden sözleşmenin yeni koşullara <strong>uyarlanması</strong>nın istenmesi ve bu mümkün olmadığı takdirde ise <strong>sözleşmenin feshi </strong>hakkıdır. Sözleşmenin feshi hakkına ilişkin hususları yukarıda belirtmiştik. Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenmiştir. <strong>Açılacak bir dava ile işbu madde uyarınca sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması istenebilir.</strong></p>
<p><strong>Kiranın uyarlanmasında zararın ispatı kiracıya aittir. </strong>Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12.06.2003 tarih ve 2003/4175 E. Sayılı kararında  ; “<u>Kira uyarlama talebinde bulunan davacının mücbir sebebin varlığı ile işlemin temelinden çöktüğünün kanıtlanması gerekir</u>” denmiştir.</p>
<p>Kira uyarlama davalarında Mahkemece;</p>
<p>1- İşyerinin Kapalı Kaldığı Süre,</p>
<p>2- İşyerinin Uğradığı Zarar,</p>
<p>3- Yapılacak Uyarlama ile sözleşmenin ayakta kalıp kalamayacağı unsurları dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>Şüphesiz ki, uyarlama hem kiracı hem de kiralayan açısından hak dengesini koruyacak şekilde tatbik edilmelidir.</strong> Netice itibariyle; işyerini açamamak ya da faaliyetinin önemli ölçüde sınırlandırılması nedeniyle kirasını ödemekte güçlüğe düşen esnafın uyarlama davası açmasıyla <strong>kira bedelinin azaltılabileceği, belli bir süre ödemenin ötelenebileceği</strong> gibi çözümlere mücbir sebep kabul edilen korona virüs mağduriyetlerinde mahkemece karar verilebilir.</p>
<p>Öte yandan mülk sahibinin kiranın ödenmemesi nedenli açacağı tahliye davalarında, kiracı bir uyarlama davası açmışsa uyarlama davasının neticesinin tahliye davasında bekletici unsur olması da yaşanan mücbir sebep dolayısıyla söz konusu olabilir.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs&#8217;ün Sözleşmelere Etkisi</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/koronavirusun-sozlesmelere-etkisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koronavirusun-sozlesmelere-etkisi</link>
				<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 22:15:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1255</guid>
				<description><![CDATA[KORONAVİRÜS’ÜN (COVİD-19) SÖZLEŞMELERE ETKİSİ Koronavirüs (Covid-19) salgını sebebiyle sözleşmeler mücbir sebeple feshedilebilir mi? Salgının sözleşmelere etkisi nasıl olacaktır? Daha önce&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/koronavirusun-sozlesmelere-etkisi/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>KORONAVİRÜS’ÜN (COVİD-19) SÖZLEŞMELERE ETKİSİ</strong></p>
<p><strong>Koronavirüs (Covid-19) salgını sebebiyle sözleşmeler mücbir sebeple feshedilebilir mi? Salgının sözleşmelere etkisi nasıl olacaktır? </strong></p>
<p>Daha önce ki yazımızda Koronavirüs, evrensel adıyla COVID-19’un mücbir sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştik.</p>
<p>Covid-19 ve salgının sözleşmelere mücbir sebep olarak etkisi her sözleşmenin özelinde sözleşmenin tarafları, yabancılık unsuru, edimlerin niteliği, ifa yeri, uygulanacak hukuk ve özellikle meydana gelen durumun etkileri gibi unsurların ayrıntılı değerlendirilmesinden sonra tespit edilecektir ve eğer şartları varsa ifa imkansızlığı veya aşırı ifa güçlüğü gündeme gelebilecektir. Mücbir sebep, her ne kadar mevzuatta tanımlanmamış olsa bile mücbir sebebin varlığı halinde bunun sonucu olan İfa imkânsızlığı, Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 136, 137 ve 138. maddeleri altında düzenlenmiştir.</p>
<ol>
<li><strong><em> Genel Olarak İfa İmkânsızlığı</em></strong></li>
</ol>
<p>TBK madde 136 uyarınca; sözleşme kapsamındaki tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borçlu o yükümlülüklerini yerine getirmekten kurtulur. Bununla birlikte borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.</p>
<ol>
<li><strong><em> Kısmi İfa İmkânsızlığı</em></strong></li>
</ol>
<p>TBK madde 137 uyarınca; borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur.</p>
<p>Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmedeki tüm yükümlülükler feshedilir.</p>
<p>Alacaklının kısmi ifaya razı olduğu durumlarda, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.</p>
<ol>
<li><strong><em> Aşırı İfa Güçlüğü</em></strong></li>
</ol>
<p><em><u>Mücbir sebep gerekçe gösterilerek, ülkemiz genelindeki  tüm ticari sözleşmeler,  kira sözleşmeleri ve diğer özel hukuk sözleşmelerine hakim müdahalesinin  istenebilmesinin hukuki dayanağı, Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesinde öngörülen, “Aşırı İfa Güçlüğü” düzenlemesidir.  </u></em>Şahsi kanaatimizce Koronavirüs (Covid-19) salgını sebebiyle ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda işbu madde hükümleri etkin rol alacaktır.</p>
<p>TBK madde 138 uyarınca aşağıdaki koşulların varlığı halinde mahkemeden sözleşmenin <strong>uyarlanması </strong>ya da <strong>feshi </strong>talep edilebilir :</p>
<ol>
<li>Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalı</li>
<li>Bu durum borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkmış olmalı</li>
<li>Dürüstlük/iyi niyet ilkesi kapsamında borcun ifası, borçlu için dürüstlük/iyi niyet kurallarına aykırı düşecek derecede güçleşmiş olmalı</li>
<li>Borçlu borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalı</li>
</ol>
<p>Bir diğer ifadeyle, dürüstlük kuralları ve iyiniyet prensipleri çerçevesinde Korona virüs salgını dolayısıyla borçludan ifa talebinde bulunulması dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil edecek nitelikte olmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Sözleşmenin Yeni Koşullara Göre Uyarlanması</strong>: Bu hak yalnızca mahkemeye başvurularak dava yolu ile kullanılır. Risk paylaşımı dengesinin yeniden yapılmasının uygun olduğu durumlarda borçlu, hâkimden uyarlama talep edecek, ancak sözleşmenin uyarlanması mümkün değil ise diğer hakkını kullanabilecektir. Hakim, somut olayı kendiliğinden araştıracak, uyarlama mümkün ise yöntem ve miktarı yine serbestçe belirleyecektir.</li>
<li><strong>Sözleşmenin Uyarlanması Mümkün Değil ise Sözleşmenin Niteliğine Göre Dönme veya Fesih Hakkı </strong>: Şayet taraflar arasında sürekli olmayan bir borç ilişkisi mevcut ise dönme; sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme (ör: kira sözleşmesi) mevcut ise TBK m.138/1’in son cümlesinde belirtildiği gibi fesih söz konusu olacaktır. Sözleşmeden dönmenin mahkeme dışı bir beyan ile de gerçekleşmesi mümkün gözükse de, uyuşmazlık mahkemeye taşındığında hâkimin bakacağı ilk müessese uyarlama olacaktır, eğer uyarlama mümkün ise dönme geçersiz sayılacaktır.</li>
</ul>
<p><strong>Ancak şunu belirtmek gerekir ki borçlu borcunu ifa edememesinin nedeninin mücbir sebepten kaynaklandığının ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü tamamen borçluya aittir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs Mücbir Sebep Midir?</title>
		<link>https://www.yanik.av.tr/koronavirus-mucbir-sebep-midir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koronavirus-mucbir-sebep-midir</link>
				<pubDate>Fri, 27 Mar 2020 18:32:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yanikhukuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.yanik.av.tr/?p=1253</guid>
				<description><![CDATA[KORONAVİRÜS (COVİD-19) MÜCBİR SEBEP MİDİR? Koronavirüs, evrensel adıyla COVID-19 , 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinden bu&#8230; <br> <a class="read-more" href="https://www.yanik.av.tr/koronavirus-mucbir-sebep-midir/">Devamı</a>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>KORONAVİRÜS (COVİD-19) MÜCBİR SEBEP MİDİR?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Koronavirüs, evrensel adıyla COVID-19 , 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez görülmesinden bu yana küresel bir tehdit noktasına ulaşmıştır. 11 Mart 2020 itibariyle Dünya Sağlık Örgütü <strong>(“DSÖ”) </strong>tarafından <strong>“pandemi”</strong> (bölgeler ve gruplar üstü coğrafi salgın) olarak ilan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Peki dünyayı bu denli etkileyen Covid-19 salgınını mücbir sebep olarak nitelendirebilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Mücbir sebep kavramı ne Medeni Kanunda ne Borçlar Kanununda tanımlanmamıştır. Konunun doğası gereği, hangi hallerin mücbir sebep olacağını önceden öngörmek mümkün de değildir. Hangi hallerin bu kapsamda değerlendirilebileceği hususunun düzenlenmesini içtihatlara ve doktrine bırakılmıştır. Bu bağlamda, doktrinde <strong>“Sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay”</strong> <a href="https://www.campaigntr.com/covid-19un-sozlesmelere-etkisi/#sdfootnote1sym"><sup>1</sup></a> şeklindeki tanımın yanısıra <em>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/11-90 E. 2018/1259 K. Sayılı ve 27.06.2018 tarihli kararı şöyledir:</em></p>
<p style="text-align: left;">“<strong>Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, <u>SALGIN HASTALIK</u> gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”</strong></p>
<p style="text-align: left;">Covid-19’un önceden öngörülemeyecek olağanüstü bir durum olduğu kuşkusuzdur. Bu sebeple, dünya üzerindeki somut etkilerini de dikkate alırsak, olayın mutlak surette mücbir sebep kabul edilmesi gerektiği açıktır. DSÖ’nün “Pandemi” tespiti sadece belirli ülkelerin ötesinde uluslararası alanda da Mücbir Sebep benimsemesi için güçlü bir dayanak oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="https://www.campaigntr.com/covid-19un-sozlesmelere-etkisi/#sdfootnote1anc"><em>1</em></a><em>Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 582 </em></p>
]]></content:encoded>
										</item>
	</channel>
</rss>
